mardin0014

Mardin Kalesi

Mardin Kalesi, şüphesiz Mardin’in en gözde yapısıdır. Geçmişten bugüne kadar birçok hikâyeye, anıya ev sahipliği yapmış olmanın yanında Yunus Peygamber için bir uğrak yeri, bir ibadet etme ve zindeleşme yeri olmuştur adeta. En ufak bir ışık huzmesinin sahi üzerinde dalgalanmalar yarattığı bu mağrur ama duygusal yapı; sabah başka, akşam bambaşka bir görünüm sergiliyor izleyenlere. Gündüz, uçsuz bucaksız gökyüzüne tırmanmaya çalışır gibi yüce görünen kale, gece olunca ışıklara gömülür aynı mağruriyetle.

Kavurucu yaz sıcağında serinliği soluklamaya gelirmiş Dara Hükümdarı meselâ. Onun bu farklı havası dillere destan olmuş ve Evliya Çelebi Seyehatnâme’sinde: “Tarif etmekte, lisan kısa, kalem kırıktır…” demek durumunda kalmıştır. Adeta ölüleri dirilten bir havaya sahip olan kale kimi zaman gökyüzüyle sarmaş dolaş oluyor, kimi zaman da bulutlarla kucaklaşıyor. Işıklarla dans ediyor, kendisini seyredenlere muhteşem bir seyir sergiliyor.

Geçmişte, derdine çare olur diye prenseslerin geldiği ve muratlarına erdikleri kale, kentin üstünde bir koruyucu gibi duruyor adeta. Aynı zamanda her şeyi sevgiyle kucaklıyor hissi de veriyor insana.

Ama Mardin Kalesi’nin yöre insanının zihnindeki yeri sadece tarihî bilgilerle kalmıyor, işin içine kendi anıları da katılıyor ve hikâyeler birbiri ardına sıralanıyor. Küçükken nasıl kaleye tırmanıp oyunlar oynadıklarını anlatan yaşlıların dudaklarında tatlı bir gülümseme beliriyor o günleri hatırlayınca.

Sadece oyunları mı? Kalenin içindekileri de anlatıyorlar. Mağaraları, burçları ve sarnıçları… Mezopotamya’da su, candır, maldır ve hayattır. Yani Mezopotamya’da su, her şeydir. Dolayısıyla gökyüzünden düşen her bir rahmet damlası ziyan olmadan kaledeki sarnıçlara dolarmış ihtiyaç anında kullanılmak üzere.

Mardin Kalesi birçok zorluğa maruz kalmış tarih boyunca. Tabi böylesine güzel yapıların her daim alıcısı çok olmuştur. Bazen bir peygamber çıkmış burçlarına, bazen bir hükümdar kurulmuş en yüksek noktasına… Ama bunlar kolay olmamış. Bu uğurda yapılan en çetin savaşlara tanık olmuş. Kimi zaman ortaya çıkan salgın hastalıklarla sarsılmış, çalkalanmış. Geldiğinde tüm ocakları söndüren o hastalık zamanlarından da sıyrılmayı başarmış Mardin Kalesi.

Geçmişle iç içe… Mezopotamya Ovası’nın mağrur çocuğu… Kendisine yaslanan kente, duvarlarına yansıyan ışıklar aracılığıyla, bir sevgili gibi umutla ve içtenlikle bakan kale, adeta gökyüzüne doğru tırmanıyor tüm haşmetiyle.