tPrint_Meryemana-Kilisesi-ve-Patrikhanesi_sLOuL

Mardin’deki Dini ve Sosyal Amaçlı Yapıların Mimarisi

Mardin nüfusu, tarih boyunca çeşitli etnik ve dini cemaatleri kapsamıştır. Şehre ait XVI. yüzyıl tahrir defterlerinde halkın; Şafi veya Hanefi Müslümanlardan, Erâmini olarak anılan Hristiyanlardan, Yahudilerden ve Şemsilerden oluştuğu belirtilir. Nasturi Kilisesi’nin VII. Yüzyılda ana şehirlerinden ve XII. Yüzyıl başından itibaren Patriklik merkezi olan Mardin’de, her dönemde önemli bir Hristiyan nüfus söz konusudur. Süryânileri ve Ermenileri içe-ren çeşitli mezheplerden Hristiyan nüfus ile Yahudiler, Kürtler, Şemsiler, Müslüman Araplar ve Türkler şehir halkını oluşturmuştur.

Pagan kültürden, tek Tanrı’ya kadar çeşitli inançları bünyesinde barındırması Mardin’deki yapım programını hayli zenginleştirmiş olmalıdır. Ancak, mevcut veriler sadece Hristiyanlara ve Müslümanlara ait dini ve sosyal içerikli yapılardan söz etmeye izin vermektedir. Mardin’de, XVI. yüzyılda Yahudilerin ikâmet ettiği bir Yahudiyan Mahallesi ve sinagog olduğu bilinmektedir. Ancak bu topluluğa ait sözü edilebilen yapısal tek yerinin Yenikapı Mahallesinin kuzey doğusundaki Ayn-ı Yahüd adlı çeşmenin olduğu sanılmaktadır.

Yine XVI. ve XVIII. yüzyıllarda, Mardin’de putperest bir topluluk olan Şemsilerin ikâmet ettiği mahalleleri ve mezarlıkları vardır. Bununla birlikte bazı manastırların bodrum katında yer alan ve Şemsilere ait olduğu ileri sürülen mabet nitelikli mekânların dışında bir Şemsi tapınağı bilgisi kaynaklarda yer almaz. Buna karşın iki tek Tanrılı inanca ait binalar bazıları somut veri olarak, bazıları sadece kaynaklarda kalmış bilgileri ile de olsa rahatlıkla tanımlanabilmektedir.

Mardin’de, Suriçi’nde ya da sur dışında, çeşitli mezhep ve etnik gruptan Hristiyanlar, kilise ve manastırlar inşa etmişlerdir. Bunların bir kısmı II.-VI. yüzyıllar arasında, diğerleri ise XVII. XIX. yüzyıllarda yapılmıştır. Sur dışında güneyde V. yüzyıl Mor Mihayel Klisesi ya da Burç Manastırı, Teker Mahallesi civannda; VI. yüzyıl Mor Şmuni Klisesi, Suriçi’nde; Yenikapı Mahallesindeki V. yüzyılda Surp Kevork / Kırmızı Kilise ya da Mor Circis Manastırı, Şar Mahallesi’ndeki V. yüzyıl Mor Hürmüzd Kilisesi, VI. yüzyıl Mor Benham / Kırklar/ Kırk Şehit Kilisesi şehirdeki erken tarihli Hristiyan yapılarıdır. Kaynaklar, XVII. yüzyıla kadar uzunca bir süre kilise ya da manastır yapımından söz etmez. Ancak Katolikliğin, Ermeni cemaati arasında kabul görmesi ile XVII. yüzyıl ortalarında Ermeni Katolik cemaate ait Mor Barbara manastırı şehir dışında inşa edilmiştir. Eğitimin dinin bir parçası kabul edildiği bu yüzyıllarda, genellikle tüm kiliselerde medreseler olduğu, din ve genel kültür eğitiminin yapıldığı bilinmektedir. Ayrıca Kırklar Kilisesi’nde, 1799 yılında açılmış yüksek dereceli bir okulda, 1928 yılına kadar eğitim hizmeti verilmiştir!

İslam Devletleri egemenliği söz konusu olduğunda, şehirdeki yapım programı yeni bir içerik kazanmıştır. Arap-İslam Devletleri dönemi belirgin değilse de Artukoğlu, Akkoyunlu ve Osmanlı dönemlerine referans veren cami, mescit, külliye, medrese, zaviye, türbe, hamam gibi yapı türleri şehir dokusuna eklemlenmiştir. Artukoğulları döneminde; XII. yüzyılda Eminettin ve Necmettin Külliyeleri, Hüsamiye Medresesi, Ulu Cami, Hatuniye (Şitti Radviyye) Medresesi, Radviyye Hamamı; XIII. yüzyılda, Marufiye Medresesi, Şehidiye Medresesi, Muzatteriye Medresesi, Yeni Kapı Hamamı, Melik Mansur Medresesi, XIV. yüzyılda; Ulu Cami Hamamı, Altunboğa Medresesi, Latifiye Camisi, Bab es Sur (Melik Mahmut) Camisi, Molla Hani (Süleyman Paşa) Camisi, Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi, Kasımiye Medresesi gibi yapılar inşa edilmiştir.

Mardin’de Artukoğulları’ndan sonra egemen olan Akkoyunlular döneminde; XV. yüzyılda Kale Camisi, Şeyh Kasım Halveti Mescidi, Çabuk Camisi, Şeyh Mahmut Türki Camisi, Reyhaniye Camisi, Hamit Camisi, Hamza-i Kebir Zaviyesi, Cihangir Bey Zaviyesi, Hamza-i Sagir Zaviyesi, Şah Sultan Hatun Medresesi inşa edilmiştir.

Osmanlı döneminde ise; XVI. yüzyılda; Kıseyri Camisi, Arap Camisi, XVII. yüzyılda; Zairi Camisi, XVIII. yüzyılda; Halife (Hacı Ömer) Camisi, Şeyh Şarran Mescidi, XIX. yüzyılda; Hamit Camisi, Hamidi Türbeleri inşa edilen yapılar olmuştur.

Artukoğlu egemenliğinin ilk iki yüzyılında özellikle medrese yapımına önem verildiği, mabet olarak sadece Ulu Cami‘nin yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bu, önceki dönemde yapılmış cami ve mescitlerin yeterliliği kanısını verirse de Artukoğulları’nın medrese yapımına özel bir önem verdiği açıktır. Çünkü, Anadolu’nun Türklerin yerleşimine açıldığı Ortaçağ tarihinde önemli bir yer tutan Artukoğulları’nın, işgal ettikleri topraklarda, bir taraftan mevcut etnik ve dini topluluklarla uyum içinde olmak amaçlanmış diğer taraftan siyasi, ekonomik ve sosyal gelişmeyi sağlayıcı yapılanma içinde olunmuştur.

Mardin, bunun gerçekleştirildiği merkezlerden birisidir. Akkoyunlular döneminde ise, camilerin yanı sıra zaviye yapımı da söz konusudur. Tekke ve Zaviyelerin Anadolu’nun Türkleşme ve İslamlaşma sürecinde oynadığı rol düşünüldüğünde, bu gibi yapıların yoğunlaşması, dönemin anlaşılması bakımından önemlidir. Artukoğulları ve Akkoyunlular dönemlerindeki sosyal içerikli yapı yapma eğilimine karşılık, Osmanlıların egemen olduğu XVI. yüzyıldan itibaren cami inşaatı öne çıkmıştır.

Tarihsel süreçte Mardin’de anıtsal mimarinin ortaya koyduğu şemalar, biçimler Anadolu dışından kaynaklanan etkilerin bölgesel gelenekle karışarak Anadolu’ya aktarılışının ilginç örneklerini taşır. Bunu cami, medrese, zaviye, türbe gibi farklı işlevlerdeki yapılarda görmek mümkün dür. Osmanlı Mimarisinin en gelişmiş örneklerini verecek olan, cami ana mekanın çok ayaklı şemadan merkezi mekana giden süreçteki bazı kademelerinin şehirde örneklenmesi bunlardan biridir. Mardin’deki cami ve mescitlerde saptanan temel özellik, cami ana mekanının enine gelişmiş bir şema içermesidir. Bu enine gelişmiş şema, başka bir deyişle mihrap duvarına paralel bir ya da birden fazla nefle gerçekleştirilen biçimlenme, içerdiği ayrıntılarla farklı üç ana tipi ortaya çıkarmıştır. Bunların örnekleri; XII. yüzyıl; Ulu Cami, XIV. yüzyıl Latifiye Camisi ve XIV. yüzyıl Bab es Sur Camisi’dir. Ulu Camisi’ndeki şema, mihrap duvarına paralel üç neften ikisinin mihrap önünde bir kubbe ile kesilmesi ile elde edilir. Cami, bu tipin olgun örneği olarak nitelendirilen Kızıltepe Ulu Camisi’nden bir süre önce yapılmıştır.

Mardin’deki cami, mescit, medrese camilerinde bu üç şemanın çeşitlerinin uygulandığı görülür.

Cami ve çevresindeki medrese, türbe, hastane, aşhane gibi sosyal amaçlı yapıların bir arada tasarlanmasından oluşan sosyal, kültürel ve siyasal merkez olan külliyelerin, Anadolu Türk Döneminde önemli bir yeri vardır. Selçuklularla başlayıp Klasik Osmanlı döneminde yetkinleşen bu yapı türünün ilk örneği Mardin’de ortaya çıkar. XII. yüzyıl Emir Necmettin ve Eminettin Külliyesi, cami, medrese, Anadolu’nun en erken tarihli şifahanesi durumundaki maristan, hamam, çeşmeden oluşur. Külliye, Mardin’deki ilk Artuklu yapısı olmanın yanı sıra ilk Anadolu külliyesi olarak da kabul görür.

Artukoğulları dönemi imar faaliyetleri sırasında medrese yapımına bir hayli önem verilmiştir. Mardin’de medrese yapımında iki ana şema uygulanmıştır.